28 Temmuz 2011 Perşembe

ÇİKOLATALI MACARONE

Şimdi ben burda çikolatalı olanının tarifini yazıcam, istediğiniz her türlü meyve veya kuruyemişle yapablirsiniz bu pastayı hayal gücü sınırsız. asıl olay şu: içine ne sürecekseniz, dışına da ondan bir miktar koymanız lazım. yani mesela, fıstıklı yapıcaksanız içindeki kremasına da dışına da fıstık koymanız lazım. veya portakallı yapıcaksanız, içine portakal reçeli gibi bişey dışına da portakal suyu koyabilirsiniz.
hadi bakalım başlayalımmm..:
** bademli dış malzeme için
100 g pudra sekeri
50 g file badem
3 yemek kasigi (15 g) sekersiz kakao
2 adet oda sicakliginda yumurta aki
5 yemek kasigi (65 g) seker

**arasına süreceğimiz Cikolatali Ganaj icin
113 g kucuk parcalara kesilmis cikolata
1/2 bardak cig krema
2 yemek kasigi oda sicakliginda tereyagı

şimdiii, öncelikle kremayı hazırlamanızı öneriyorum çünkü biz dış malzemesini yaparken kremanın birazcık buz dolabında katılaşması lazım. ilk olarak yarım bardan çiğ kremayı bir sos kabında kaynama derecesine gelene kadar ısıtıcaz. sonra içine bitter çikolatalarımızı atıp çikolatalar eriyene kadar hızlıca karıştırıcaz. bu karışım 1-2 dakika, kaynama ısısı geçene kadar beklesin. sonra içine tereyağını koyucaz ve tereyağı da bunun içinde eriyene kadar güzel güzel karıştırıcaz. ( tereyağının tuzsuz tereyağı olması lazım). krema pürüzsüz bi kıvama gelince dolaba koyun. biz kurabiyeleri yapana kadar o orda soğusun.

şimdi gelelim kurabiyelere, pudra şekeri, badem ve kakao yu mutfak robotunda un haline gelene kadar iyiceee çekin. başka bi yerde 2 tane yumurtanın akını köpük olana kadar çırpın. yumurta akını çırparken bir yandan da yavaş yavaş şekeri ekleyin. yumurta akının krem şanti gibi bir görüntü alması lazım.bu hazır olunca az evvel robotta çektiğiniz kuru karışımı yavaş yavaş bunun içine döküp bir tahta kaşık yardımıyla güzel güzel karıştırın. bunun sonucunda akışkan ama çok da akmayan kurabiye hamurundan daha cıvık, kek hamuru gibi bir hamur alde edeceksiniz. onu sıkma tüpüne doldurun ve yağlı kağıt serdiğiniz fırın tepsinine aralarında boşluk bırakarak minik minik sıkın. sonra üzerlerinde sıkmadan dolayı oluşan tepeciklerin gitmesi için tepsiyi tazgaha bikaç kere sertçe vurun. şimdi asıl olaya geliyorum. bunu hemen fırına koymicaksınız. mutfakta bir kenara koyun 1 saat kadar o şekilde beklicek. üzerleri hafifçe kabuklanana kadar beklicez. sonra alıp 175 derece ısıtılmış fırında 10-12 dakika pişirin. piştikten sonra macarone ları yağlı kağıttan bir bıçak yardımıyla dikkatlice çıkarın. ılımaya bırakın. ılıdıktan sonra, benzer büyüklükte olanları seçin ve ikili ikili ayırın. onların arasına,  dolaptaki ganaj ı içlerine istediğiniz miktarda sürüp  sandviç gibi kapatın. veee macarone unuzz olduuuuuuu :))) yanlız bu oasta birazcık bekledikten sonra daha iyi olur. çünkü ilk başta bıraz kıtır olur dışı. bekledikten sonra dışı yumuşar ve içine koyduğunuz ganajla da bütünleşir.. çok da güzel olurrr :)) hadi bakalım deneyin kızlaaaarr :))

ilk tarif: tabi ki benimle özdeşleşmiş bir pasta, MACARONE!

Macarone bir fransız kurabiyesi. aslında ondan bahsederken kurabiye diyince, macarone a haksızlık yaptığımı düşünüyorum bazen. Çünkü ne pasta ne kurabiye ne de başka birşey, ikisinin ortası hepsinin üstü gibi bişey işte :) macarone un ilk şekline vurulmuştum, şeymamla paris e gitmiştik ve tüm patisserie lerde vitrinlerde engarenk yusyuvarlak minik tatlı sandviçler görmüştüm. onların macarone olduğunu tabi ki bliyordum ama daha çnce türkiyede yapılıp satılan " vasat" olanları dışında gerçek bir macarone yememiştim. Genelde çok övülen, çok beğenilen bir yemek ya da pasta duyduğum zaman, gider yerim, ve içimden hep şunu söylerim " ben bunu evde yaparım" ama , macarone un memleketinde pariste gerçek bir macarone yediğim gün şöyle düşündüm " ben bunu evde yapamam" :)  o zamanlar herkes çok bilmiyodu macarone u buralarda. son yıllarda moda oldu. hatta istanbul a bir LADUREE şubesi bile açıldı ki bu benim için milattır :) LADUREE, macarone u dünya yüzünde en iyi yapan yerdir. başka hiçbir yerden macarone yemem! dedirten bir lezzet ve tazelik. merkezi paris. ama başka bir çok yerde şubeleri var. bizim müdavim olduğumuz: milanodaki laduree. çünkü şeyma orada :) ve her gelişinde bana kocccaman bir kutu getiriyor. evdekilerin sadece birer tane yemesine izin veriyorum. gerisini ( yaklaşık 30 taneyi) kendi kendime 1-2 gün içinde bitiriyorum. benim için bir nevi ayin gibi, öyle ayak üstü yemiorum rahat bir yere oturup sakin sakin yavaş yavaş yiyorum :) seviyorum arkadaş! neyse konumuza dönelim, ilk yediğimde " ben bunu evde yapamam" demiştim. ama ne oldu? evde yapabildim :)) laduree gibi yapamadım ( e doğal olarak) ama yaptım yani, türkiyede pekçok yerden alıp yediğiniz macarone lardan çok daha iyi oldu. çünkü tarifini fransız bir pastacının ingilizce olarak hazırladığı bir pasta kitabından aldım. şimdi nasıl yaptığımı yazıcam. laduree beni affet! :D

sabahı herkes yazar...

sabah güzeldir... Adana gibi bir şehrin yazında bile sabah yedide uyanıp pencerenizi açtığınızda, serin bir hava çarpar yüzünüze. bazıları uykuda, bazıları telaşlı. hayat yeni başlamış sanki, sanki dün gece yaratılmış dünya... gece uykudan evvel içimi kemirenler, kırıldıklarım, ağladıklarım, aşık olduklarım, kararlarım... uyanınca hepsi silbaştan gelir aklıma, yeniden tartmış, yeniden ölmüş biçmiş beynim, kalbim, ben uyurken herşeyi halletmiş benim için hazırlamış... üzerimden almış yüklerimi...
çocukluğumdan beri bir huyum var, önemsiz de olsa, bir karar vereceksem önce geceyi beklerim, gece düşünürüm, uyurum uyanırım sabah neyse aklımdaki, kararım o dur! mesela aşık olduğumu sanmışsam, önce bir güzel uyku çekmem lazım. hatta bazem bir gün değil bikaç gün, günler... tek sabah yetmiyor bazen kendimi anlamama. konunun ciddiyetine göre değişiyor tabi ki, sindirilebilme süresi.
uykuya ve sabaha bu kadar bel bağlamam enteresan aslında. çünkü çocukken uyumaktan korkarmışım ben. öyle diyo annemler... hatta babam, " doktora götürelim" bile demiş. evet korkardım, hayal meyal hatırlıyorum, uyumaktan değil, gözlerimi kapatmaktan korkardım. " keşke gözlerimizi kapatmadan uyumamız mümkün olsa" diye geçirirdim içimden. kendimi savunmasız hissederdim gözlerimi kapatınca... değişik bi çocukmuşum...

25 Temmuz 2011 Pazartesi

neden 154 tane yemek kitabım var?

Avukat oldum ama aslında hep aşçı olmak istemiştim.. diye başlamayacağım söze, çünkü hayatımda hiç aşçı olmak istemedim, ya da pastacı olmak da istemedim... altı yaşımda, babamın avukat bir arkadaşının bürosunu ziyarete gittiğimizden beri, o güzel kadının  kalem eteği ve blazer ceketiyle, parlak sarı küt saçları ve kusursuz makyajıyla insanların hayatını, ağzından çıkan iki kelimeyle,  nasıl şekillendirebildiğini gördüğümden beri avukat olmak istiyordum... oldum da! Bu bir mesleki hedefti, gerçek oldu. Bilkent Üniversitesinden geçen sene mezun oldum. Aklınız erdiğinden beri hayalini kurduğunuz yerde olmak. İnanılmaz bir haz. Ama OLAYIN BİR DE BAŞKA BOYUTU VAR! :)

ilk suflemi yaptığımda yanılmıyorsam bundan 6-7 sene önceydi. tarifi ilk okuduğumda, "kek de 20 dakika pişer mi ki? ne saçma!" diye düşündüğümü çok iyi hatırlıyorum. çok yakın arkadaş grubuma, "sufle yapabiliyorum" diyip onları eve davet etmiştim. oysa ilk kez sufle yapıcaktım ve sufle, 16 yaşında bir kız için zor bi tatlıydı. içeride oturuyorlardı ve ben mutfakta yumurtalarla yüzyüzeydim. gerekli herşeyi, gözümü bir kez bile tariften ayırmayarak yaptım. benmari usulü erittiğim bitter çikolatanın yarısnı eritirken yediğim için bir o kadar daha bitter çikolatayı mikrodalga fırında eritip suflenin içine koydum :) fırına  sürdüm. veee 15-20 dk sonra hepsi gerçek tam 6 kap suflem vardı! :) arkadaşlarıma nasıl büyük bir gururla onları ikram ettiğimi dün gibi hatırlıyorum. bunu şu yüzden anlattım; sufleyi başardığımda duyduğım hazla, ya da ilk kez evde kendi ellerimle baklava açtığımda duyduğum hazla, mesleki açıdan bir işi başardığımda duyduğum haz, AYNI! :) o zaman neden hem iyi baklavalar yapıp hem de iyi davalar kazanmayalım ki? engel ne :)